Röportajçı: Merhaba tosunfatması hanım. Yine evdesiniz? Dünyanın en güzel şehirlerinden birinde evde oturmak nasıl bir duygu?

tosunfatması: Kinayeli bir soruyla karşımdasınız..Hoşgeldiniz. Kahve buyurmaz mıydınız?
röp: Yok ben almayayım. Malum selülit yapıyor meret. Sizin pek böyle sorunlarınız yok herhalım?
tf: Olmaz mı. Victoria's Secret defilelerinde boy gösteren hatunlar hariç herkesin öyle bi sorunu vardır da sanırım benim daha baskın sorunlarım var, selülit aklıma gelmiyor.
röp: Peki. En son bir paper ile cebelleşiyordunuz?
tf: Evet. Yazdım. Kötü oldu ama varoluşsal keşifler yaptırdı bana.
röp: Varoluşsal keşifler derken?
tf: Yani bu master aslında aynı zamanda insanın nefsini de master ettiği bir dönem. Ben kişiliğimizde çığır açmasa bile değişimlere sebebiyet verdiğini düşünüyorum. İnsan kendini ister istemez yakın markaja alıyor. Anaokulundan birinci sınıfa geçtiğiniz günü hatırlayın. (Bi sn. ben hiç anaokuluna gitmedim ki. Bizim köyde yoktu öyle şeyler; bireysel olarak keşfettik çocukluğumuzu, mahallede ne kadar kollektif olabildiysek onunla yetindik. Bu anaokulu muhabbetini koymayın röportaja)
röp: Master yapmak, yani yükseklisans öğrencisi olmak aynı zamanda insanın da nefsini master ettiği bi yer, diyorsunuz öyle mi?
tf: Bir bakıma öyle. Yukarıdaki selülit muhabbetine bağlamak istiyorum: Selülitlerimden kurtulmak için harcayacağım çabayı nefsimi törpülemek için harcamaya yeğlerim. Nefs-i Mülhime'ye eremem belki ama azcık olsun nefsimin sivri dilini içine kaçırabilirim.
röp: Tasavvufla ilgili gördük sizi? Üniversitede ders almış mıydınız bu konularda yoksa kişisel bir ilgi mi sizinki?
tf: Evet ders de aldım ama kalmıştım dersten. Neyse, that is not a big deal! Edebiyat alanında master yapan biri olarak itirafı biraz zor olacak zahir ama lisans hayatım boyunca aldığım edebiyat derslerinin çoğu bir hezimettir transkriptim adına. Kaldım bi sürüsünden. Hiç de parlak bi öğrenci değildim edebiyat derslerinde. Eblek yanıtlar verirdim hep. Şimdilerde en azından kitabın konusunu doğru algılıyorum. Hala yorum yapamayıp hocayı takdir ederek geçiriyorum dersleri. Herif öyle çıkarımlarda bulunuyo ki, vay be hiç dikkat etmemiştim böyle şeylere diyorum. Benim beyaz diziden aşk romanı tadında okuduğum kitaptan adam marksist çıkarımlarda bulunuyo. Anlamıyorum nasıl yapıyo ama takdir ediyoruz tabii.
röp: Biraz abarttınız gibi geldi bize ama.
tf: Keşke abatmış olsam ama sahiden bakış açımda bi şey var. Her şey için böyle. Görme halim bir başka. Afedersiniz bi şeylere kıçından bakıyorum başından bakmam beklenirken. 
röp: Yarın bi planınız varmış aldığımız söylemlere göre.
tf:Aaaa evet var. Ben bi arkadaş buldum kendime. Keyfim yerinde. Arkadaşın var mı diye soranların karşısında ezilip büzülmüyorum artıkın. Arkadaşımın bi de arabası var. Vın Vın şehir ve müze gezmesine gitcez yarın. Fotoğraf makinamı da götürücem yanımda. Foto çekinip veririm size, koyarsınız röportaja.
röp: Çok iyi olur. Hem okurlarınız yaşadığınız şehri merak ediyorlar. Son bi soru sorup çekilelim. Fall mix mi summer mix mi?
tf: Bük. e selam ederim. Ben oyumu summer mix'in birinci ve dördüncü şarkılarından yana kullanıyorum. Bla bla point out that gibilerinden zibidi cümleler kurarken arkadan esen disko havasına hayranım. Ben takıldım bu birinci ve dördüncü şarkılara.
röp: Bizimle de paylaşmak istemez misiniz bu şarkıları?
tf: Bük. e sormalı valla. Onun mixleri.
röp: Peki teşekkürler. Tosunfatması hanım, gitmeden bize kitaptan cümlelerle konuşmaz mıydınız?
tf: Hay hay. Coşkuyla:
"It is awfully easy to be hard-boiled abaout everything in the daytime, but at night it is another thing." Hemingway 

hard-boiledadjective(of an egg) boiled until the white and the yolk are solid.(of a person) tough and cynical.• denoting a tough, realistic style of detective fiction set in a world permeated by corruption and deceit a hard-boiled thriller.DERIVATIVEShard-boil verb (in sense 1).

0 yorum:

Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa