Benim Radiohead'le tanışıklığım yıllar öncesine uzanan bir nane değil. Amsterdam'dayken dinlemeye başlamıştım ki iki üç sene bir şey uzun lafın kısası. O vakitler ipodumda bir ara sadece Radiohead vardı. O kadar doyurucuymuşlar demek ki. Fekat bendeniz saplantılı bir delibozuğum. Üç şarkı tutturup yana yakıla dinlerim. Beni benden eden üç Radiohead şarkısı saptamam pek uzun sürmedi ve günde-abartmıyorum- yüzlerce kez dinleyerek o şarkıları adımladım Amsterdam sokaklarını. Ne günlerdi ve sonu ne güzel bitti. Tadı damağımda...


Şarkılara gelince, bu şarkılardan ilki Let Down. Özellikle tramway yolculuğumun vazgeçilmezi. Sar başa, sar başa. Hadi yine, yeniden. Ve diğeri -ki beni havada karada transa sokan bir şarkıdır kendisi- I might be wrong. Hangisini hangisine tercih ederim bilmiyorum. Tercih edemem sanırım. Ama ama  I might be wrong son dakikasıyla beni rakıdan beter çarpar. Tam altmış saniye, soluksuz, arabayı duvara geçiriyorum sanki sonunda. Ya da topumu yan komşunun bahçesine kaçırıyorum. Yan komşu desen bildiğin manyak; kesin kesecek topu..

Azıcık kafa dağıtmacaydı bu. Bu aralar daimi bir kafa dağıtmaca halindeyim. Dağıta dağıta kafa kalmayacak diye korkmuyor değilim. Neyse gidip azcık kafa toparlamaca oynayayım kitaplar arasında. 

I am the only one who can bribe god! (Grace à mon charme cruel? Who knows, maybe god knows..)

0 yorum:

Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa