Beynimden gelen yanık kokusunu tütsüye sayıyorum. Bu güzel havada San Francisco gibi bir şehir kollarını açmış beni bekler iken paper-head olmak için kasmış okurken ve yazarken...tasvip edilecek bir yanım yok. 


günlerden pazar.sabahlardan pazar. gün ortası pazar. gün içinde gün değişseydi keşkem. misal sabah pazar, öğleden sonra salı ve akşam günlerin en güzeli cuma; evet, kilise vakti! çalsın çanlar, her barmen bana bir tekila!

Dün fark ettim ki ben mutfakta yemek pişirirken -pretending to be a cook- başka bir dişiye katlanamıyorum aynı mutfak içinde. Sanırım anneme de katlanamıyordum ki evde hiç yemek pişirmişliğim yoktur. Bir çöplüğe iki horoz fazla. Tek hakimi ben olacağım o mutfağın. Bir de bir yandan şarap içip bir yandan pişirmek feci zevkli. Dün kendime bir ziyafet çektim ki sormayın. Sonra iki kişilik bir masa kurdum. Karşımda biri varmışcasına kadeh kaldırdım. Fıkra anlattım, biraz daha salata almaz mıydın dedim. Dining with my alter-ego. Kendi kendime gülmedim, hayır! Kendi kendimi güldürdüm! Sonra kendi kendimle yattım ve bu sabah kendi kendimle kalktım! 

Son zamanlarda marketten almadan çıkmadığım bir şey var: naneli çikolata. Kırmızı şarabın yanında mis mis! Bir de Douglas Coupland - Microserfs kitabını okumam gerek ders için. 50 sayfa okuyup bööööö dedim. Aslında teorik olarak iş görür bir kitap ama sıkıcı be dostum. Ama ilginç de hani. Offf nasıl olucak da bitecek bu kitap. 400 sayfa mı ne. Neyse, çooook boş vaktiniz varsa okuyun yoksa okumayın. İsterseniz okuyun yine de. Kısacası: Okuyun da ne okursanız okuyun!

Hadi ben kaçtım. Evet, Bakhtin'e. 

My beloved Bakhtin! Tell me! Is it only a lovely dream or can I dream of a wedding day?

0 yorum:

Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa