Bir Thanksgiving gününden merhaba. Frankie üç gündür yemek pişiriyor mutfakta. Bu akşam için. Sanırsınız bütün mahalle davetli bize bu akşam. Ben de sordum kimler gelecek diye. You and me, demez mi. Ayol benim yediğim iki gıdım bir şey. Zaten stressed out bir haldeyim, yediğim iki gıdımın bir gıdımını zor tutuyorum midemde. 


Ben daha önce hindi yemedim yiğenlerim. Frankie de hindi pişiricem diye afedersiniz bokunu çıkarmış işin. Hindiyi görseniz, abartısız boyum kadar. Bilmiyorum, sanırım bir ay hindi yiyicez burda. 

Velhasıl bende pek bir şey yok. Geçen sabah erkenden sokağa attım kendimi. Maksat okyanus havası solumak. O çinli amcayı gördüm. Geri geri yürüyordu yokuş aşağı. Önünü görmeden. Yüzünü geçmişe dönmüş, gelecek kimin umurunda havalarında. Ben de gittim yanına, geri geri yürüye yürüye indik yokuş aşağı. O çinli amca her sabah yürüyor geri geri yokuş aşağı. Bir bildiği var. Benim yok. Bilen biriyle geri geri yürüyorum yokuş aşağı.

Geçen gün bi aynaya bakayım dedim. Bir de ne göreyim. Tansu Çiller saçı bitmiş kafamda. Hani küt, ortadan değil de yandan ayrılmış, bir yanı uzuncana. Hemen bir kuaför aradım. Yarın gidip kestiricem. Gotik bi şey yapıcam. Bu Tansu Çiller saçından ancak böyle kurtulabilirim. 

Neysem, bir naneli çikolata atıp derslerime döneyim ben. 

Çay olsaydı da içseydik şimdi, ıscak ıscak. Hüüp diye! 

0 yorum:

Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa