Gönderen
ay'daki kadın
zaman:
10:33

Sabah sabah düştüm yollara saç kestirme hevesiylen. Vardım gittim hairdresser denen kuaför dükkanına. Hemen sordum kaç gayme bu saç kesme işi, de bana bakem! Faiş bir fiyat verdi kuaför hanım. Keseceği de bir tutam saç. Verir miyim o parayı. Kıçımla bir saçım olsa neysem. İki makas oynatacak altı üstü. Taylor Florida'dan dönünce ona kestiririm dedim kendi kendime. O da nasıl olcak bilmiyorum ki. Taylor kendi saçını hep kendi keser. Gel gör ki Taylor bildiğin punk. Bir tutam sağdan iki tutam soldan keserek kimsede görmediğim saç modelleri yaratan bir nev-i şahsına münhasır kendisi. Beni neye benzetecek acep. Bu yaşta punk olmak da varsa kaderde, oluruz be annem! Ne yani!
Benim bir çift mor ayakkabım var ki ilk aldığımda sabahtan akşama evin içinde onunla geziyordum. Dışarıda giymeye kıyamadım bir süre. Baktıkça güzelleşen bir çift sihirli kundura. Hafiften topuklu ve kurbağa ayağı gibi azıcık perdeli ön kısmı. Mor pabuçlarımı giydim bu sabah. Mor bir bere taktım ve mor çantam. Bindim tramvaya. Öylece giderken tıngır da mıngır, iki adam kavgaya başlamasın mı. Tramvayın ön kısmında. Ben arkadayım. Kavgadan pay almam zor. Anca seyirci olabilirim. Arkada oturuyorum ya. O da neyin nesi. Bir de baktım kaşla göz arası amcalar tepemde yuruk yumruğa, tekme tokat kavga ediyorlar. Ve bilin bakalım ben nerdeyim. Tam ikisinin ortasında. Öyle bir yerde oturuyorum ki mümkün değil kaçmam. El mecbur yiyicem o ara dayağını. Kavganın nedenini bilmiyorum. Asyalı amca bağırıyo İngilizce bi şeyler ama bu nasıl bir aksandır, bir tek fuck you! dediğini anladım. Zaten fuck you! öyle bi şey ki asla aksanınız sizi ele vermez fuck you! dediğinizde. Original American kadar iyi fuck you! diyebilirsiniz. Kasmaya gerek yok. Velhasıl kavga güm bam tepemde son sürat devam ederken ve tramvayın diğer yolcuları -hepsi tramvayın ön tarafına kaçtı- kavgadan çok bana odaklanmışken kafalardaki tek soru: Acaba mor ayakkabılı, mor çantalı ve mor bereli kızın gözü aldığı yumruk darbesiyle moraracak mı? Fekat o da neyin nesi, birden kavgaya üçüncü bir şahıs katıldı. Zebellah yapılı bir adam tramvayın ön tarafından fırtına gibi bize yaklaştı ve öyle bir gürledi ki kavga eden ikili ve ben bi sıçradık. Jesus Christ! What's this? Meğersem bu amca tramvay şoförüymüş. Hemen inin tramvayımdan! Ben bi ayağa kalktım. Sanki ben de inmeliymişim gibi. Sanki ara dayağı yiyen de kavganın aktif bir elemanıymış gibi. Sonra oturdum. Eski günler geldi aklıma. Ara dayağı yiyip bi de üstüne özür dileyen saf salak. Ah dedim, yedimizde neysek yetmişimizde de o muyuz Jesus Christ? Ses ver bana Homeros!
Kavga eden amcalar durakta yumruklaşıyorlardı biz usulca kayarken rayların üstünde. Mor ayakkabılarımla uça kalka eve geldim sonra. Şimdi derslerime dönmeliyim. Yine yazarım. Siz de yazın.
imza: şarkıdaki kibirli ceviz
Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder